Bayburt, ehram, dede korkut, bamsı Beyrek, Karadeniz, turizm Bayburt Tarihçesi
Ana Menü
Projelerimiz
4. Olağan Genel Kurul Toplantısı

Bayburt Tarihçesi

BAYBURT'UN TARİHÇESİ
 

Bayburt Adı

Ortaçağlarda ve erken Osmanlı dönemlerinde çok büyük bir öneme sahip olan şehrin  adı ve kuruluş tarihi hakkında kesin bir bilgi bulunmamaktadır. Ksenophon’un Anabasis’inde Gymnias ve Bryer’in Pontos adlı eserinde Paipertes olarak geçen şehrin adına, Ortaçağ Ermeni kaynaklarında, Payberd, Bizans kaynaklarında Payper, (?ai?ep), Bayberd ve Paybert olarak rastlanmaktadır. XIII. yüzyıl sonlarında bölgeden geçen Marco Polo, seyahatnamesi’nde şehrin Paipurth adıyla anılan bir kalesi bulunduğundan ve burada zengin gümüş madenlerinin varlığından bahsetmektedir.

Arap kaynaklarında Bâbirt  (?????) ve Akkoyunlu tarihinden bahseden çağdaş eserlerde Pâpîrt(??????)olarak kullanılan, şehrin adının, Bayböğrek’ten geldiği de öne sürülmektedir. Çağatay umerasından Emir Eratna oğlu Mehmed Eratna adına Bayburd’da basılan tarihsiz bir parada şehrin adından (??????) Baybert olarak bahsedilmektedir. Kazvinî’nin eserinde ise Baburt olarak kayıtlıdır.

Batılı seyyah Ainsworth ise Bayburt adının meşhur coğrafyacı Bell’in eseri ile Brant ve Southgate’in seyahatnamesinde Baibout,  Baibut ve Baiaboot biçiminde kullanıldığını beyan etmektedir.

Osmanlı kaynaklarında söyleniş biçimi, genelde günümüzde kullanıldığı şekilde olup, Kâtip Çelebi’nin Cihannûmâ’sında “Bayburd” ve “Bayburt” ve Evliya Çelebi’nin seyahatnamesi’nde “Bayburd” olarak geçmektedir. XVII. yüzyıl ortalarında bölgeye gelen Evliya Çelebi, şehrin adının, “bay” kelimesinin Türkçede zengin, “yurt” kelimesinin mesken manasına geldiğinden yola çıkarak  “zengin yurt” anlamına geldiğini söylemektedir.

 

Tarihçesi
 

Osmanlı Egemenliği Öncesi Bayburt

Çoruh havzasının yukarı kısmında yer alan Bayburt, en eski çağlardan Paleolitik ve Mezolitik/Epipaleolitik dönemlerden itibaren yerleşim görmüş bir alandır. Çoruh’un kollarından Gez Deresi vadisinde alt ve orta Paleolitik çağa ait konaklama yerine rastlanmaktadır. Eskiçağlarda Haldilerin yaşadıkları sahada yer alan Bayburt yöresi, M.Ö.IV.bin sonlarından itibaren coğrafi tanımla Karaz; etnik tanımla Hurri kültürü sahası içerisine girmiştir. Hitit kaynaklarına göre, M.Ö 14.yüzyılın başından itibaren Hayaşa ve çoğu defa onunla anılan Azzi Krallığının çekirdek topraklarının bir bölümünü oluşturmuştur. Sonraları Diauehi adlı bir beyliğin toprakları içerisinde yer alan Bayburt, daha sonra Urartu devletinin egemenliğine girmiş ve yıkılışına kadar da bu devletin hâkimiyetinde kalmıştır.

Bir müddet Roma İmparatorluğu’nun egemenliğine giren Bayburt, imparatorluğun 395’te ikiye ayrılmasından sonra Doğu Roma (Bizans) toprakları içinde kalmış ve uzun bir süre Bizans İmparatorluğu’nun sınır kasabası olmuştur. Bizanslılar ülkeyi thema denilen eyaletlere ayırmışlardır. Bunlar içerisinde önemli bir konuma sahip olanTheodosiopolis temasının kuzeyinde dağlık Khaldia (Haldia) yer almakta ve ?ai?ep/Bayburd, Konstantinos Porphyrogennetos zamanındaki yedi piskoposluktan dördüncüsünü teşkil etmekteydi.

Doğu Roma ve İran (Sasani) imparatorlukları arasında cereyan eden savaşlar dolayısıyla Bayburd, Justinianus zamanında tahkim edilmiştir.

Bayburt ve çevresinde yapılan tarihi ve arkeolojik çalışmalar neticesinde eskiçağlara ait pek çok kale ve höyük tespit edilmiştir. Bayburd kalesi dışında çevrede, Kitre, Sarıhan, Kapılı, Bayrampaşa ve Aydıntepe kaleleri eskiçağlardan kalma kalelerdir. Bundan başka Taşkesen, Akşar, Kitre, Danişment, Mutlu, Çorak, Çayıryolu, Çiftetaş, Yazıbaşı, Tepetarla, Çiğdemtepe, Kalecik, Sancaktepe, Sırakayalar ve Yedigözeler köylerinde höyükler bulunmaktadır.

Bayburt, Türklerin Anadolu’da ilk fethettikleri ve yerleştikleri sahalardan biridir. İlk Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey, 1054 yılı seferinde ordusunu üç kısma ayırıp bir kısmını Parhar dağları ve Canik ormanları istikametine sevk ederken, göçebe Oğuzlardan bir grup da Bayburt havalisini ele geçirmiştir. Ancak, bu istila devamlı olmamış ve Bayburt, 1071 Malazgirt zaferini müteakip fethedilip Türklerin yurdu olmuştur. Birinci Haçlı seferinin verdiği sarsıntılardan faydalanan Bizanslılar Türklere karşı genel bir saldırı başlattıkları sırada, Trabzon dukası Theodore Gabras da Bayburd’u işgal etmiştir. İlk Haçlı seferini takiben Kılıç Arslan, Bizanslılara karşı müdafaaya geçerken Dânişmendli hükümdarı Gümüş-Tekin Ahmed Gazi de oğlu İsmail’i, işgal edilen Bayburt’u kurtarmak için göndermiştir. İsmail 1098’de Gabras’ı burada bozguna uğratmış ve böylece Bayburt, kısa süren Bizans işgalinden sonra tekrar Türklerin eline geçmiştir.

Saltuklu hükümdarı İzzeddin Saltuk döneminde Bayburt, Saltuklu ülkesi sınırları içerisinde yer almıştır. Bayburt’un asıl gelişmesi ise Erzurum Meliki Mugiseddin Tuğrul Şah ile oğlu Rükneddin Cihan Şah (1200-1230) zamanında olmuştur. Tuğrul Şah Trabzon Rum İmparatorundan gelebilecek tehlikelere karşı kaleyi yeniden inşa ettirmiştir. Sultan Alâeddin Keykubâd, Celâleddin Hârizmşâh’ı mağlup edip ve 1230 yılında da Erzurum Beyliği’ne son verince Bayburt, Erzurum ile birlikte kesin olarak Selçuklu Türkiyesi’ne katılmıştır.

 1243 Kösedağ Savaşını müteakip başlayan Moğol istilası zamanında da Bayburt, Anadolu Selçuklularına bağlı kalmıştır ki bu durum, 1291 yılında Selçuklu Sultanı II. Gıyaseddin Mes’ud adına Bayburt’un Maden nahiyesinde bastırılan gümüş paradan da anlaşılmaktadır. Selçuklu döneminde Anadolu şehirlerine bir unvan verilmekte olup, Bayburd şehri de dârü’s-suğr (uç/ sınır şehri) olarak anılmıştır.

İlhanlı hükümdarı Olcaytu Han’ın Erzurum ve Bayburt’daki yöneticisi olan Hoca Cemaleddin Yakut, burada adına bir medrese inşa ettirmiş ve medreseye çevredeki arazilerden bir kısmını vakfetmiştir.

İlhanlıların son hükümdarı Ebu Said Bahadır Han’ın 1335’te ölümünden sonra Bayburt, Erzurum, Erzincan ve Gümüşhane ile beraber, Celâyirlilere geçmiştir. Bölgede bir müddet Ertene/Eratna oğulları hakim olmuştur. Bir ara geçici olarak Çobanlı Şeyh Hasan tarafından işgale uğramışsa da sonradan kurtarılmıştır. Eretnalı Sultan Gıyaseddin Mehmed ve Alâeddin Ali adlarına tarihsiz olarak Bayburt’ta gümüş sikke kestirilmiştir. Sonra da Bayburt, Erzincan hâkimi Mutahharten’in eline geçmiştir.

Kadı Burhaneddin Ahmed,1395’te Erzincan Emiri Mutahharten ile savaşmak için Erzincan’a doğru yola çıktığında, Akkoyunlu Beylerinden Kutlu Beyoğlu Ahmed, Kadı’ya yardım etmiştir. İyice güçlenen Kadı Burhaneddin bir ay süreyle bölgeyi zapt etmiş ve Bayburt’a kadar olan yerleri Akkoyunlu Ahmed Bey’e ikta olarak vermiştir.  Daha sonra iki hükümdar 1395 sonbaharında Bayburd’un Pulur köyü yakınlarında savaşmışlar ve askerden, komutandan ve hizmetçiden kimsenin yanında kalmadığını gören, Kadı Burhaneddin ağır bir yenilgi almıştır.

Akkoyunlu Tur Ali Bey’in ölümünden sonra Akkoyunlular’ın başına Kutlu Bey geçmiş ve 1362-1388 yılları arasında hüküm sürmüştür. Trabzon Rum imparatorluğu ile savaşan ve Duhâri aşiretini Rumların elinden kurtaran Kutlu Bey, 1365’de eşi Despina Hatun ile birlikte kayınpederi Trabzon Rum İmparatoru III. Alexious’u ziyaret etmek için Trabzon’a giderek sekiz gün kalmıştır. Bu ziyaretten çok memnun olan İmparator da ertesi sene beraberindekilerle Kutlu Bey’e misafir olmuşlardır.

 

Osmanlılar Tarafından Fethi ve Sonrası Dönem
 

Uzun Hasan iktidara geldiğinde Akkoyunluların elinde bulunan Bayburt, Osmanlı Padişahı Fatih Sultan Mehmed’in bizzat katıldığı 1473 Otlukbeli Savaşı’ndan sonra Osmanlı ordusu tarafından ele geçirilmişse de bir müddet daha Akkoyunlular’da kalmış ve daha sonra 1501’de Safevilerin hâkimiyetine girmiştir. Bu dönemde Bayburt, şiilik ve safevilik kavgalarına sahne olmuştur. Trabzon valisi Şehzâde Selim, Şah İsmail’in bölgede sebep olduğu kargaşalığa son vermek amacıyla birçok kere sefere çıkmış ve 1499 yılında Bayburt’a gelmiştir. Bayındır Beylerinden Ferruhşâd Bey ve Manşûr Bey bu tarihte Şehzâde Selim’in hizmetine girmiştir.

Karadeniz üzerinden Trabzon’a gönderilen zahirenin orduya ulaşması için bir haftadan daha fazla Erzincan’da beklemek zorunda kalan Sultan Selim, düşmanın durumunu öğrenmek ve haber almak için, içindePadişahın lütuflarına mazhar olmuş Ferruhşâd Bey’in de bulunduğu Bayındır beylerinden ileri gelenleri yanlarına birer bölük asker vererek düşman tarafına göndermiştir.

Ferruhşâd Bey yanına aldığı üçyüz kadar atlı ile Erzincan’dan hareket ederek Geçit Deresinden ve Haçdük hanından geçerek Büyük Hayik köyü yakınındaki Zelhe deresine varmış ve orada Tercan Beyi Ahmed’i yakalamak için pusuya yatmıştır. Emir Ahmed buradan geçerken pusudan çıkan Ferruhşâd ve adamları Emir Ahmed kuvvetleriyle çarpışmışlar ve Kethüdası Bayram Bey ile yaklaşık on beş askerini şehit vermişlerse de Kızılbaşları mağlup etmişler ve Emir Ahmed’i yakalayıp Sultan Selim’in huzuruna çıkarmışlardır. Sorguya çekilen Tercan Beyi daha sonra idam edilmiştir. Tercan Beyi’nin yakalanmasından son derece memnun olan Sultan Selim, Ferruhşâd Bey’e iltifatlar etmiş ve hediye olarak dört yüz akçe ve bin altın ve bir hil’at vermiştir.

Yavuz Sultan Selim, 10 Ağustos 1514 tarihinde Eskitepe denilen yerde konakladığında, Yanya sancakbeyi Mustafa Bey ile Trabzon sancakbeyi Mehmed Bey’i Rumeli ve Anadolu’da tımardan azledilmiş kişilerle birlikte Bayburt kalesini kuşatıp fethetmek üzere tayin edip göndermiştir.

Çaldıran seferi dönüşünde Padişah Erzurum’a geldiği vakit Bayburt’un hala düşmediğini öğrenmiş ve bu duruma çok sinirlenerek kaleyi kuşatan Bıyıklı Mehmed Bey’e, bir başarı sağlanamadığı takdirde öldürüleceğini bildirmiştir.

Bayburt’un Sinür köyüne 25 Ekim 1514 tarihinde gelen Yavuz Sultan Selim, Bayburt kalesini fethetmek için askerleri yola çıkarmış ve kale fethedilmiştir.

Danişmend ve Sinür köylerinde ordusunu istirahat ettiren Sultan Selim, burada fevkalade takdir ettiği Ferruhşâd Bey’e Bayburt ve Erzincan’da geniş topraklar temlik etmiştir.

1553’de İran şahı Şah Tahmasb, Bayburt’a kadar bir akın yapmış ve Osmanlı orduları karşısında geri çekilmeye mecbur olmuştur. Tahmasb’ın kuvvetleri geri çekilme sırasında Sinür köyündeki Kutlu Bey’in Camii ve kabrini yakıp harap etmiştir.

XVII. Yüzyılın başlarında Bayburt, Sultan I. Ahmed’in sadrazamı Murad Paşa’yı ağırlamıştır. Celâlî isyanlarında kuyucu lakabını almış olan Murad Paşa, asi Canboladoğlu meselesini hallettikten sonra diğer bir isyancı olan Kalenderoğlu üzerine yürümüştür. 1608 yılında Maraş civarında bozguna uğratılan Kalenderoğlu kuvvetleri Bayburt’a doğru kaçmıştır.Kuyucu Murad Paşa, Bayburt’a geldiğinde Celâlî olmayan fakat on beş bin kişilik kuvvetiyle halka fenalık etmekte olan Murad Hanlılar diye bilinen Trabzon Beylerbeyi Ali Paşa, kardeşi Mustafa Paşa ve sancakbeyi Abdurrahman Bey’den müteşekkil üç kardeşi ve Beyşehirli Emîr Şahî denilen zorbayı ortadan kaldırmıştır.

1635 yılında Revan seferine çıkan Padişah IV. Murat, Balahor, Sinür, Cebre ve Hayik menzillerinden geçip, Tolos köyünden Mama-Hatun /Tercan’a oradan da Erzurum’a giderek yoluna devam etmiştir. Padişah Sinür ovasına geldiğinde, vezir-i azam tarafından burada karşılanmış ve sancağ-ı şerif kendisine teslim edilmiştir. Ordunun bir takım zahire ihtiyacı Bayburt’tan karşılanmıştır.

XVIII. yüzyıl boyunca çok büyük bir siyasi gelişmenin olmadığı Bayburt ve yöresi, XIX. yüzyılda önemli olaylara sahne olmuştur. İlk olarak 1828 - 1829 Osmanlı-Rus harbi sırasında Bayburt, Trabzon’u ele geçirmek için harekete geçen Rus komutan General İ.F.Paskeviç emrindeki kuvvetlerin işgaline uğramıştır. Askerin büyük müdafaası yanında halkın da gösterdiği direniş yeterli olmamış ve bölge büyük sıkıntılara maruz kalmıştır. Ruslar kaza merkezini yağmalamış ve halkın yiyecek ve içeceğini gasp etmiştir. Muharebenin seyrinde çok önemli bir yeri olan Hart savaşlarının sonunda, Ruslar bölgeden çekilmişlerdir. Ancak, bu geri çekilme esnasında Bayburt Kalesini ve kasabasını ateşe vermişlerdir. Bayburtlu meşhur şair Zihnî de bu savaşlarda şehrin işgalini ve Hart savaşlarını konu edinen tarihî Hart Destanı’nı kaleme almıştır.

Rusların bölge üzerindeki emelleri artarak devam etmiş ve 1877-1878 Türk-Rus savaşında Erzurum’a kadar ilerlemişler, ancak Bayburt’a girmemişlerdir. Savaş esnasında Erzurum ve Kars’a sevk edilen bir grup Türk askerinin Bayburt’tan geçişi sırasında Bayburt halkı, askerlerin yağ, bulgur gibi erzaklarının temininde çok büyük yardımlarda bulunmuştur.

Savaşın sonunda imzalanan 1878 Berlin Antlaşması ile Doğu Anadolu’da bir kısım yerler Ruslara bırakılmış ve bunun neticesinde Osmanlı Devleti bölgede bir takım yeni idarî düzenlemeler yapmak zorunda kalmıştır. Başta Ruslar olmak üzere bazı Batılı devletler, savaş sonrası Osmanlı Devleti’nin zor durumundan istifade yoluna gitmişler ve Osmanlı topraklarındaki emellerini Ermeni meselesi üzerinden gerçekleştirmek istemişlerdir. Berlin Antlaşması’nda Osmanlı Devleti’ne, Ermenilerin yaşadıkları bölgelerde ıslahat yapılmasını kabul ettirmişler ve Batıdan bu desteği alan Ermeniler de ülkenin muhtelif yerlerinde olaylar çıkarmaya başlamışlardır. Özellikle 1895 yılında pek çok Anadolu şehrinde karışıklıklar baş göstermiş ve bu bağlamda Bayburt ve köylerinde de bir kısım hadiseler zuhur etmiştir.  
 

Bayburt’un İdari Yapısı
 

Yavuz’un Çaldıran Seferi sırasında Osmanlılar tarafından ele geçirilen Bayburt ve havalisi, ilk defa Erzincan ve Kemah sancakları ile birlikte 1516- 1518 tarihleri arasında tahrir edildi.

Bayburt, 23 Ekim 1514’de Baş-mirâhur Bıyıklı Mehmed Paşa’ya beylerbeyliği olarak verildi. Doğu Anadolu’da, Tercan mıntıkasını da içine alan “Erzincan- Bayburd Vilayeti” adlı yeni bir uç beylerbeyliği kuruldu.

Erzincan ve Bayburt illerini Bıyıklı Mehmed Paşanın idaresine veren Padişah, ayrıca Trabzon, Canik ve Karahisar sancaklarını da bu idareye ilave etti ve Mehmed Paşa’yı Serhat Muhafazası ile görevlendirdi.

Bıyıklı Mehmed Paşanın Erzincan- Bayburd beylerbeyi olarak Diyarbekir bölgesinin fethine memur edilmesi üzerine (16 Şaban 921/25 Eylül 1515), Bolu Sancağı Beyi Kızıl Ahmed oğlu Mirza Mehmed Bey, Bayburt muhafazasına tayin edildi. Bıyıklı Mehmed Paşanın 4 Kasım 1515’de Diyarbekir beylerbeyliğine tayin edilmesini müteakip, Erzincan - Bayburd Beylerbeyliğine Mirza Mehmed Bey getirildi. Mirza Mehmed Bey’in 1517 yazında şehid olması üzerine, Kemah sancağı Beyi Karaçin-oğlu Ahmed Bey bir müddet beylerbeyliğe vekâlet etti. Kanuni’nin ilk yıllarında Erzincan-Bayburd Beylerbeyliği lağvedildi ve buraya tabi sancaklar, Erzurum Beylerbeyliğinin teşkiline kadar, bazen Diyarbekir Beylerbeyliğine bazen de eskiden olduğu gibi Rum (Rum-ı Hadis) Beylerbeyliğine bağlandı. Nitekim Bayburt 1517’de Kemah, Kiğı, Çemişgezek ve İspir ile birlikte Diyarbekir Beylerbeyliği’ne tabi oldu. Ancak bu bağlılık çok fazla sürmedi. Kanuni Sultan Süleyman’ın Irakeyn seferi (1534) sırasında yeni bir beylerbeyliğinin kuruluş hazırlığı olarak, ayrı birer sancak olan Bayburt ve Kemah sancakları birleştirilerek idaresi Mehmed Han’a verildi. Sefer dönüşü 1535’de yeni kurulan Erzurum Beylerbeyliği, Mehmed Han’a verilince onun idaresindeki Kemah ve Bayburt sancakları “Paşa Sancağı” yapıldı.

   Erzurum Beylerbeyliğinin kuruluşunu takip eden yıllarda ilk Beylerbeyi Mehmed Han Bayburt’ta oturmuştur. Bu durum 1548 yılına kadar devam etmiş, bu tarihten itibaren beylerbeyleri devamlı olarak Erzurum’da oturmaya başlamış ve böylece Erzurum “Paşa Sancağı “olarak eyaletin merkezi haline gelmiştir.1551 yılına kadar Erzurum Eyaletine tabi bir sancak olarak kalan Bayburt, bu tarihten sonra Erzurum sancağının kazası haline getirilmiştir. Bayburt’un bu idarî yapısı XVII. Yüzyılın ikinci yarısında da (1631) aynen varlığını devam ettirmiştir.

1647 yılında şehri ziyaret eden Evliya Çelebi’nin seyahatnamesinde de Bayburt’un, Erzurum’a bağlı bir kaza olduğu görülmektedir.          

1729 yılında Erzurum Eyaleti’nin livâlarından biri olarak karşımıza çıkan Bayburt, yine aynı yüzyıla ait Anadolu Kazaskerlik defterlerine göre de Erzurum Eyaleti’nin bir kazası olarak idarî ünitede yer almıştır.

Osmanlılar tarafından fethinden itibaren Erzurum’la birlikte anılan Bayburt, 1800-1878 yılları arasında Erzurum Eyaletinin Erzurum livasına/sancak bağlı bir kaza olarak idarî taksimatta yer almıştır.

1877-1878 Osmanlı-Rus harbi sonucunda Kars, Ardahan, Batum ve Artvin’in bir kısmı ile Oltu Ruslara bırakılmıştı. Bu gelişme üzerine hem Erzurum hem de Trabzon vilayetlerinde yeni bir idarî düzenlemeye ihtiyaç duyuldu. Lazistan sancağının merkezi olan Batum’un Ruslara terk edilmesi de bu sancağın yeniden teşkilini gündeme getirmişti. Çıldır sancağının merkezi olan Oltu’nun Ruslara bırakılması üzerine sancak idarecileri ve memurları geçici olarak Bayburt’a gönderilmişti. Bu durumda Çıldır sancağı kanunen vardı ama fiilen ortada yoktu. Çıldır mutasarrıfı Süleyman Paşa’da Bayburt’ta oturuyordu. Erzurum vilayeti de bu sırada Rusların elinde bulunduğu için vilayet heyeti ve idarecileri Erzincan’da ikamete başlamışlardı.

1876 yılı sonlarında Erzurum valiliğine atanan ve 93 harbinde görev alan Karslı Hatunoğlu Kurd İsmail Hakkı Paşa, savaş sonrası oluşan bu yeni durumu Sadaret’e bildirerek, Çıldır sancağının yerine Bayburt sancağının teşkil edilmesini ve Çıldır hükümet heyetinin Bayburt’a atanmalarını arz etti. Erzurum valisi İsmail Hakkı Paşa, sadarete Berlin Anlaşması ile Erzurum Vilayetinden bazı mahallerin Rusya’ya verildiğini ve bundan dolayı da vilayetin sınırlarında değişiklikler vuku bulduğunu ifade etmişti. Vali İsmail Hakkı Paşa, sadarete sunduğu tahriratında, merkezi Bayburt kazası olmak üzere Erzurum Vilayetine bağlı olarak Bayburt Sancağı adıyla yeni bir mutasarrıflık kurulmasını teklif etti. Valinin teklifinde Bayburt Sancağının, Gümüşhane Sancağına bağlı olup Bayburt’a yakın olan Kelkit ve Şiran kazaları ile Erzurum Vilayetine bağlı İspir, Tortum ve Keskim kazalarından ibaret olması ve Çıldır heyetinin Bayburt’ta oturması ön görülmekteydi. Erzurum valisinin bu teklifi Bâbıâlî tarafından olumlu karşılanmış ve Padişah II. Abdulhamit’in 8 Zilhicce 1295/2 Aralık 1878 tarihli onayı ile Bayburt sancağının teşkili resmen onaylanmıştır.

Böylece Bayburt, Aralık 1878 itibariyle sancak olarak idarî taksimatta yerini almıştır. Bayburt sancak yapılıp, Kelkit, Şiran, Tortum, Keskim, İspir kazaları ve Tavusker dağ köyleri buraya bağlanmış ve Çıldır hükümet heyetinin burada istihdam edilmesine izin verilmiştir.

Ancak aradan geçen 10 yıl sonra durum değişti. Kurulduğu dönemde merkez kaza ile birlikte dört kazası bulunan Bayburt Sancağının sınırları, Tortum’un Erzurum’a bağlanması ve ardından Kelkit ve Şiran’ın da Gümüşhane sancağına iadesiyle oldukça daraldı. Şûra-yı Devlet Dahiliye Dairesinde Kelkit ve Şiran’ın Bayburt’tan ayrılmasına karar verildiği esnada, Bayburt Sancağının sadece İspir Kazasından ibaret kalacağı ve bu yüzden de Bayburt’un sancak olarak devam etmesine gerek kalmayacağı fikri ortaya çıkmıştı. Yine aynı dairede, sancağın devamının nasıl sağlanabileceği de tartışılmış ve bu bağlamda birtakım fikirler ileri sürülmüştü. Yapılan tartışmalar sonunda Şûra-yı devlet üyeleri Bayburt Sancağının lağvedilerek, nefsi Bayburt Kazasının birinci sınıf kaza statüsü ile ve İspir’in mevcut statüsü ile Erzincan Sancağına katılmasına karar verdi. Aynı doğrultuda çıkan padişah iradesiyle 1888 Mart’ı itibariyle Bayburt’un Erzincan Sancağına bağlanması kararlaştırıldı. Ancak bu kararın yanlışlığı derhal fark edilerek, her iki kazanın 1888 Mart’ı itibariyle Erzincan Sancağına değil, Erzurum Sancağına bağlanmasına karar verildi.

Böylece 93 harbi neticesinde 1878 yılında kurulan Bayburt Sancağı 1888 itibariyle kaldırılmış oldu. 1927 'ye kadar Erzurum'a bağlı olan Bayburt, bu tarihte Gümüşhane'ye bağlandı.

21.06.1989 tarihinden itibaren 3578 sayılı yasa ile Türkiye Cumhuriyeti’nin 69. vilayeti yapıldı.

                                                                     

 Doç. Dr. Yunus ÖZGER

Bozok Üniversitesi

Fen-Edebiyat Fakültesi

Tarih Bölümü Öğretim Üyesi



Üye Girişi
Foto Galeri
Anket
Web Sitemizi Beğendiniz mi ?

E-Bülten



İstatistikler Yükleniyor ..!

YukariCik